Londra’da Ulaşım Ağı

Londra, ulaşım ağının belki de en mükemmel olduğu metropol şehirlerin başında gelmektedir. Şehrin her noktasından istediğiniz yere gidebilmeniz için dizayn edilmiş bu ağ, hiç kimseye yabancılık çektirmiyor. Gittiğim zamanlarda araç kiralıyor olsam da şehir içinde ulaşım için toplu taşımayı tercih ediyorum. Bu yazının Londra’ya gidecek kişilere faydalı olmasını umuyorum. 🙂

Öncelikle bilmemiz gereken bir kaç nokta var:

Tek yön, gidiş dönüş veya günlük bilet alabilirsiniz. Ancak çok sık binecekseniz hiç mantıklı bir seçenek değil. Bu şekilde gidiş dönüşleriniz pahalıya gelecektir. En yakın bir Underground veya rail  istasyonunda OYSTER CARD edinmenizi öneriyorum. Kartın depozito bedeli 5 Pound. Geri iade edebilirsiniz. Ancak tekrar gelecekseniz etmenize gerek yok. Her gelişinizde kullanabilirsiniz.

Eğer Oyster Card ile günlük 7.50 pound harcama yaparsanız artık kartınızdan daha fazla kesilmez. Gece 00:00’a kadar ücretsiz sınırsız seyahat edebilirsiniz. Eğer 7.50 bakiyesini aşan bir sınırdaysanız kartınızdan yine para alınmaz. Bir örnek ile açıklayayım:

 

Underground : 2.40

Bus : 1.50

Kartınıza 20 pound kredi yüklediniz. 2 kere undergrounda girip çıktınız. 1 kere bus’a bindiniz. toplam 6.30 yaptı. Bir sonraki binişiniz otobüse olacak. 1.50 daha basması gerekirken basmayacak. Çünkü basarsa 7.80 yapar ve bu da günlük limiti aşar. O yüzden kartınızda 13.70 pound kalacak gece 00:00’a kadar.

Metro diye bir ulaşım aracı yoktur. Bu Türkiye’de kullanılan bir terimdir. Underground (more…)

Kıbrıs – Lefkoşa Notlarım

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne daha önce 2013 yılında gelmiştim. O zaman pek gözlem yapma fırsatım olmamıştı. Ancak 2015’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın IT ekibine verdiğim Windows Server 2012 ve Exchange Server 2013 eğitimleri esnasında Lefkoşa’daki izlenimlerim ve notlarım şu şekilde oldu:

Hayat

Dükkanlar genelde saat 5-6 arası kapatıyor. Eczaneler 13:00-15:00 arası çalışmıyor. Siesta saati. İnsanların bir yere yetişme çabaları yok. Herkes sakin. Araçlar yaya geçitlerinde yayalara yol veriyor. Yol hakkı yayanın. Trafik bize göre tersten akıyor. Kıbrıs Türk’lerinin aksanı farklı. Bir ingiliz edasıyla Türkçe konuşuluyor. Bazı kavramlarımız farklı tabi. Ama çabuk alışıyorsunuz. Burada insanlar devlet için değil, devlet insanlar için var. İnsanlara sunulan imkanlar çok güzel. Kaldığım otelin yakınlarında bir Spor Kompleksi var. Burada yerli bir futbol takımı çim sahada antrenman yaparken, yerel halk çim saha etrafındaki tartan pistte koşu ve yürüyüş yapabiliyor. Spor aletleri de cabası… Hava Ağustos ayında çok sıcak olsa da, hava kirliliği olmadığı için bunalmıyorsunuz.

Ekonomi

İnsanların ekonomik gelirine göre temel ihtiyaçlar ucuz. Asgari ücret 1700 TL. Gerçekten lüks sayılabilecek öğeler pahalı. Örnekler:

Taksi: Lefkoşa’da taksi ücretleri değişken. Taksimetre açılmıyor. En kısa mesafe 15 TL’den başlıyor. Lokasyona göre 20, 25- 30 diye devam ediyor. Havalimanı-Lefkoşa 60 TL.

Benzin : 3.35 TL

Et : Dana eti 28 TL. Kuzu eti: 30 TL.

Su: Şişe sular Türkiye’den gitmesine rağmen hemen hemen Türkiye ile aynı fiyat.

Alkol: en ucuz şeylerden biri. 1 lt Yeni Rakı, 35 TL. Türkiye fiyatı yaklaşık 90 TL.

Araba: Dışarıdan çok ucuz gibi görünsede pek ucuz sayılmaz.  Türkiye ile arasında %10-15 civarında fark var.

Yemek : Bazı noktalarda fiyat aşırı pahalı gelebilir. Tavuk dürümü 10 TL’den aşağı bulamazsınız. Ancak porsiyonlar büyük. Bu konuda endişe etmeyin 🙂

Bunların dışında lüks sayılabilecek şeyler pahalı. Tabi gelirinde buna göre olduğunu düşünmekte fayda var.

Toplu Ulaşım

Nüfusun 300 bin olduğunu düşünürseniz toplu ulaşıma çok ihtiyaç kalmıyor gibi. Zaten pek insan göremiyorsunuz sokakta. Toplu ulaşım var, ancak en iyi ihtimalle bir durakta yarım saat beklersiniz. Burada sanırım herkesin ( öğrencilerin dahil ) arabası var.

 

Lefkoşa’da kaldığım süre içerisinde yaşama dair gözlemlerim bunlar. Umarım ziyaret edeceklere bir faydası dokunur.

Esen kalınız…

Sırbistan – Belgrad Gezi Notları – 1. Bölüm

Sırbistan – Belgrad Gezi Notları – 1. Bölüm

Uzun zamandır kafamda olan ancak bir türlü gidemediğim, Slav ırkının doğduğu topraklara nihayet gidebiliyorum. THY ile sabah 7.20 uçağına biniyoruz. Atatürk Havalimanı’nda klasik bir rötar söz konusu. THY’nin bu rötar olaylarını bir türlü aşamadığı aşikar…

Belgrad’a iniyoruz. Havalimanı’na Sırpların ünlü bilim adamı Nikola Tesla adı verilmiş. Yazının ilerleyen kısımlarında Nikola Tesla’dan bahsedeceğim. Henüz uçaktan iner inmez bir kontrol söz konusu. Polis pasaportlara tek tek bakıyor. İlk başta bir işkilleniyor insan. Acaba uçakta birilerinde sıkıntı mı vardı ? Ama öğreniyorum ki bu bir rutin kontrolmüş. Önce beraber geldiğimiz çift kontrole giriyor. Pasaportlarında hiç damga veya vize göremediği için onları ayırıyor. Onlar gibi 5-6 kişi daha var. Bizde ise vize ve damga çok göründüğü için bir sorun yaratmıyor polis. İlk önce Türklere özgü bir uygulama mı acaba diye düşünmüştüm. Ama diğer ayrılanlarda farklı milletten insanlar var. Yinede hoş değil tabi.

Bagajları alıyoruz ve pasaport kontrolünden geçiyoruz. Ülkeye girdik… Araç kiralayacağız tabi.

Araç Kiralama

Bu konuda öncelikli bir önerim olacak. Havalimanında uluslararası markalar mevcut. Eğer önceden rezervasyon yaptırıyorsanız aracın model ve markasını teyit etmenizi öneririm. Zira bu ülkede araçlar eski ve bakımsız. Eğer uyanık olmazsanız size eski bir araç verebilirler. Keza bize 2010 Ford Focus verdiler. Motor ışığı yanıyor, çakmaklığı çalışmıyor.  Aracı değiştirmek için itiraz ettik. Ellerinde yoğunluktan dolayı başka bir araç olmadığını, 2 gün sonra değiştirebileceklerini söylediler. Kabul etmek zorunda kaldık. Çakmalık tamir edildi. Motor ışığı bir süre sonra söndü. Navigasyonumuzu otelimize doğru programladık ve devam ediyoruz.

(more…)