Amerika’dan sonra gelen 2. hayaller şehri ve ülkesi sanırım. Gezi tutkunlarının uğramak istediği bir durak. Aslında bir metropol yapısından çok farklı olmayan, yer yer hareketli, zaman zaman sizi kalabalığa karıştıran bir yapı. Londa coğrafi yapısı nedeniyle de farklı bir görüntü veriyor açıkçası. Haritalarda görebileceğiniz üzere şehir yuvarlak bir yolun içine inşaa edilmiş. Şehri saran çevre yolları ulaşımı öyle kolay bir hale getiriyorki, İstanbul trafiğinden sonra kendimi araba sürmekten alamadım…

İlk gün Gatwick havaalanına iniyoruz. Havaalanı çok büyük. 2 terminalden oluşuyor. Her terminalin kendine özgü imkanları var. Araç kiralayacaksanız her iki yerdende global markaların ofislerinden kiralayabiliyorsunuz. Biz EuropeCar’dan aracımızı alıyoruz. Önceden rezervasyon yaparsanız fiyat çok uygun oluyor. Biz Fiat500L için 8 günlük 480 TL fiyata rezervasyon yaptırdık. Ancak oraya gittiğimizde yep yeni bir Nissan Qashqai verdiler. Bu herhalde hiç bir araç kiralama firmasının yapmayacağı güzellikte birşey oldu. Aracımıza geldik, bagajları koyduk. Ancak daha öncede korktuğum bir problem; direksiyon sağda. Önce bindim. İçinde bir 5 dk oturduk. Oraya alışmaya çalışıyordum. Vites manuel, herşey ters… Alışma evresinin ardından havalimanından çıkıyoruz. Navigasyonumuz bize yolu gösteriyor ve otobandan soldan soldan ileliyoruz. Gatwick ile Londra merkez arası yaklaşık 45 Km. 30 dakikalık bir yolculuktan sonra otelimize varıyoruz.

Londra’daki en büyük problem park. Sokaklar bizim İspark gibi. Ancak otomatlara ne kadar kalacaksanız o kadar para atıp, otomattan verilen fişide aracınızın önüne koyuyorsunuz. Otelimizin otoparkı yoktu. Biz kapalı bir otoparka bırakmayı tercih ettik. Yoksa yanlış bir yere park etmeniz çok olası. Aldgate bölgesinde günlük otopark ücreti 10 pound. Saatlik bırakacaksanız farklı ücretlere tabi.

Otelimize yerleştik. Bir şehir haritası alarak turistik noktaları kendimize hedef seçiyoruz ve gezmeye başlıyoruz.

Londa’da Toplu Taşıma Nasıl ?

Eğer imkanınız var ise ve kısa süreli konaklayacaksanız ( 1 hafta ) London Pass alın. Ciddi kar ettiriyor. Ayrıca bununla bir dünya müze, aktivite vs… gibi etkinliklere ücretsiz katılabiliyorsunuz. Daha fazla bilgi için www.londonpass.com . Oyster kartınıza metrolarda bulunan otomatlardan para yükleyebiliyorsunuz. Eğer beceremezseniz gişe memurları gişeden bu işlemi hallediyor. Ancak olay basit. Tek binişlik bilet almak isterseniz 4.40 Pound. Dünyanın en pahalı ulaşımı sanırım burada.

Eğer otobüse binmek isterseniz bunun ücreti 1.45 euro. Sabit bir fiyatı var. Metroda ne kadar durak giderseniz fiyat o kadar artıyor. İlk önce girişte ve sonra çıkışta kartınızı okutuyorsunuz. Kartınızdan ücret, çıkışta düşülüyor.

Ancak ben size Travel Card’ı öneririm. Oyster karta yüklenebiliyor. Haftalık olarak yaklaşık 60 Pound gibi bir ücreti var. Sınırsız bir şekilde otobüs, metro kullanabiliyorsunuz.

Bu arada Subway yazan bir tabela aramayın. İngiltere’de metronun adı Underground olarak geçer. Aksi takdirde kendinizi sandviççide bulursunuz.

Geziyoruz…

İlk gün kendimizi Baker Street’a atıyoruz. Madame Tussaud müzesi burada. Ünlü kişilerin balmumu heykelleri mevcut. Açıkçası bana çok cazip gelmiyor. Zaten dışarıda 2-3 heykel sergilenmiş. İçerde farklı birşey görmüyorsunuz. İlla ünlü heykeli göreceğim diyorsanız bunun bedeli kişi başına 30 Pound. 2 kişi olduğumuz için bize çok pahalı geldi.

Caddenin diğer tarafına ise Sherlock Holmes müzesi vardı. Ancak buda 25 Pound ücrete sahipti. Bir sonraki gidişimizde ziyaret edeceğimiz yerler arasında burası.

Oxford Street’e doğru yürüyüşe geçiyoruz. Sokaklar o kadar güzel, temiz ve nezih ki… Dilenci yok, Suriyeli yok, mendil ve gül satanlar yok. Rahatsız edilmiyorsunuz bir Cumartesi gününde… Sokaklarda fotoğraf çekmeye başlıyorum. Tarihi dokusu o kadar güzel korunmuş ve saklanmışki… Hayran olmamak elde değil. Yeni yapılan binalarda eski mimariye uygun yapılıyor. Şehrin dokusunu korumaya herkes katılıyor.

DSC_0661

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

30 Dakikalık bir yürüyüşten sonra Oxford Street’e geldik. Kalabalık inanılmaz. Şehrin en turist çeken caddesi. Trafiğe açık bir cadde. Sağlı sollu mağzalar, markalar var. Ama ucuz giyim arayan kişilerin en çok ilgilendiği mağaza ise Primark. Eşimin ucuzmuş bakalım demesiyle bizde mağazaya girdik. Ancak ben Türkiye’ye oranla hiç bir ucuzluk göremedim. Bizim yerel markalarımızdan bir avantajı yok. Hatta indirim dönemlerini yakalarsanız bizim Level 1 yerel markalarımız daha iyi. Herhangi birşey almadan gidiyoruz. Caddeyi boydan boya geziyoruz. Caddenin sonunda bizi Hyde Park bekliyor…

Hyde Park

Hyde Park, Kraliyet parklarının en büyük parkıdır. Sanırım yaklaşık 500 Hektarlık bir alan. Gez gez bitmiyor… İçerisinde bir kürsü bulunmakta. Bu kürsüde herkes herşeyi söyleyebiliyor. İnsanlar bu parkta güneşleniyor, doğanın tadını çıkartıyor. Aslında buraya güzel bir AVM olurdu ama neyse… Bu ingilizler anlamıyor bu işten.

Uzun bir keşif turunun ardından akşam saatlerimizi 8 ediyoruz. Güneş batmadı. 2 saat fark var Türkiye ile. Yürümekten ciddi şekilde yorulduk. Sokakları keşfedip fotoğraf çekmenten yorgun düştük. Otelimize underground ile dönüyoruz.

Yemek Kültürü

Açıkçası bu konuda ingilizler çok zayıf. Her köşe başında bir Pub bulabilirsiniz. Publarda genellikle hamburger, Traditional Fish and Chips dedikleri balık ve patates kızartması veya en iyi ihtimalle tavuk sote çeşitleri bulabiliyorsunuz. Gelişmiş bir yemek kültürleri olduğunu söyleyemeyeceğim. Otelimizde mikrodalga fırın vardı. Nerdeyse her sokakta bulunan Tesco’dan ( Bizdeki Bim’in gelişmişi ) hazır birşey alıp mikrodalgada pişirip yiyorduk. Ayrıca abur cubur seviyorsanız Tesco tam size göre. Özellikle tatlı bölümü bu iş için ideal.

Fiyatlar

Bu konuda acımasız eleştirilerim olacak kendi ülkem için. Gezdiğim tüm ülkelerde, ülkenin ekonomik gelir seviyesine göre temel ihtiyaçlar çok ucuz. Örnek vermek gerekirse:

İngiltere’de Asgari ücret yaklaşık 1300 Pound.

Türkiyede Asgari ücret yaklaşık 850 TL.

zone 4’ten sonrasında ev kiraları : 400-800 pound arası değişiyor.

Istanbul’da yaşamaya çalışan bir kişi için en ucuz ev: 500 TL.

İngiltere’de Et fiyatı ( dana ) : 12 Pound.

Türkiye’de et fiyatı ( dana ) : 38 TL

İngiltere’de benzin fiyatı : 1.55 Pound

Türkiye’de benzin fiyatı : 4.80 TL

İngiltere’de 1.5 Litrelik su : 0.90 penny

Türkiye’de 1.5 Litrelik su : 2 TL

Gelir-gider arasındaki bu uçurum ne yazıkki gezdiğim ve gördüğüm ülkeler arasında bir tek Türkiye’de var. Bu ülkede insanlar nasıl yaşayabiliyor, anlayabilmiş değilim…

İngiltere’de asgari ücret alan bir kişi, kendini kıt kanaat geçindirir. Ancak Türkiye’de böyle birşey mümkün değil. En az Asgari ücretin 3 katı bir gelir olması gerekiyor ki tek kişi geçinebilsin.

İlk izlenimlerim şimdilik bu kadar. Yazının 2. bölümünde görüşmek üzere…