Uzun zamandır kafamda olan ancak bir türlü gidemediğim, Slav ırkının doğduğu topraklara nihayet gidebiliyorum. THY ile sabah 7.20 uçağına biniyoruz. Atatürk Havalimanı’nda klasik bir rötar söz konusu. THY’nin bu rötar olaylarını bir türlü aşamadığı aşikar…

Belgrad’a iniyoruz. Havalimanı’na Sırpların ünlü bilim adamı Nikola Tesla adı verilmiş. Yazının ilerleyen kısımlarında Nikola Tesla’dan bahsedeceğim. Henüz uçaktan iner inmez bir kontrol söz konusu. Polis pasaportlara tek tek bakıyor. İlk başta bir işkilleniyor insan. Acaba uçakta birilerinde sıkıntı mı vardı ? Ama öğreniyorum ki bu bir rutin kontrolmüş. Önce beraber geldiğimiz çift kontrole giriyor. Pasaportlarında hiç damga veya vize göremediği için onları ayırıyor. Onlar gibi 5-6 kişi daha var. Bizde ise vize ve damga çok göründüğü için bir sorun yaratmıyor polis. İlk önce Türklere özgü bir uygulama mı acaba diye düşünmüştüm. Ama diğer ayrılanlarda farklı milletten insanlar var. Yinede hoş değil tabi.

Bagajları alıyoruz ve pasaport kontrolünden geçiyoruz. Ülkeye girdik… Araç kiralayacağız tabi.

Araç Kiralama

Bu konuda öncelikli bir önerim olacak. Havalimanında uluslararası markalar mevcut. Eğer önceden rezervasyon yaptırıyorsanız aracın model ve markasını teyit etmenizi öneririm. Zira bu ülkede araçlar eski ve bakımsız. Eğer uyanık olmazsanız size eski bir araç verebilirler. Keza bize 2010 Ford Focus verdiler. Motor ışığı yanıyor, çakmaklığı çalışmıyor.  Aracı değiştirmek için itiraz ettik. Ellerinde yoğunluktan dolayı başka bir araç olmadığını, 2 gün sonra değiştirebileceklerini söylediler. Kabul etmek zorunda kaldık. Çakmalık tamir edildi. Motor ışığı bir süre sonra söndü. Navigasyonumuzu otelimize doğru programladık ve devam ediyoruz.

Her Yer Ağaç…

Gerçekten avrupalılar bu işi bilmiyor. Her taraf ormanlık, şehir yemyeşil… Böyle şehir mi olur ? Her tarafa avm diksene arkadaş… Oksijen alabildiğin bir yer. Şehrin içi bile orman neredeyse… Avrupa’yı Türkiye’ye bağlayan yoldan ilerliyoruz.

Otelimize erken vardığımız için Check-in yapamıyoruz. Bizde vakti değerlendirip Kalemegdan’a doğru gidiyoruz…

Hava çok sıcak. 42 derecede gezmeye çalışıyoruz ama imkansız. Güneş başımıza geçmek üzere…

Kalemegdan

[av_image src=’http://www.kenanbulbul.com/wp-content/uploads/2015/08/kale_megdan1.jpg’ attachment=’1681′ attachment_size=’full’ align=’center’ animation=’top-to-bottom’ styling=” hover=” link=’lightbox’ target=” caption=” font_size=” appearance=” overlay_opacity=’0.4′ overlay_color=’#000000′ overlay_text_color=’#ffffff’][/av_image]

Fotoğrafta gördüğünüz bu yoldan Kanuni Sultan Süleyman’ın geçtiği söylenir. Osmanlı kapısı olarak adlandırılan bu kapıdan Osmanlı ordusu girer ve savaşın sonunu getirir.

Belgrad’ın can damarı olan Kalemegdan ( Kale Meydan ) muhteşem bir konuma sahiptir. Sava nehri ve Tuna nehrinin birleştiği noktaya kurulmuştur. Bu sayede gemi ile gelen düşmanı görebilmekte, aynı zamanda buradaki ticareti kontrol edebilmekteydi Sırplar. Ayrıca burası ülkenin en eski bölgesidir ve Belgrad ilk kurulduğundan bu yana bu kalede vardır. Kale 1521 yılında Osmanlı Devleti sınırlarına katılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, yaklaşık 250.000 asker ile alınan bu kale o dönem ciddi hasar görmüştür.

Günümüzde ise sadece bir park amacı ile kullanılıyor olup, içinde mini büfeleri, turistik eşya satanları ve birde küçük restoranı barındırmaktadır.

[av_image src=’http://www.kenanbulbul.com/wp-content/uploads/2015/08/kale_megdan_sava_tuna_river.jpg’ attachment=’1711′ attachment_size=’full’ align=’center’ animation=’top-to-bottom’ styling=” hover=” link=’lightbox’ target=” caption=” font_size=” appearance=” overlay_opacity=’0.4′ overlay_color=’#000000′ overlay_text_color=’#ffffff’][/av_image]

 

Resimde her iki nehrin birleştiği noktayı görebilirsiniz. Havanın sıcaklığı ve nemi sanırım fotoğraftaki pustan anlaşılıyordur. Müthiş sıcak bir hava var ve gezi şartlarını zorlaştırıyor…

[av_image src=’http://www.kenanbulbul.com/wp-content/uploads/2015/08/kale_megdan_victor_aniti.jpg’ attachment=’1731′ attachment_size=’full’ align=’center’ animation=’top-to-bottom’ styling=” hover=” link=’lightbox’ target=” caption=” font_size=” appearance=” overlay_opacity=’0.4′ overlay_color=’#000000′ overlay_text_color=’#ffffff’][/av_image]

Bu resimde 14 Metre yüksekliğindeki Victor anıtını görmektesiniz.

Heykelin tarihi çok eski değil. 1928 yılında Sırplar, Selanik cephesini alt etmiş ve Belgrad’a gelmiştir. Bu aşamadan sonra işgalci güçler Bulgraistan, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yenilgiyi kabul etmişlerdir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 1. Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 1.300.000 kadar Sırp’ı öldürdüğü tahmin ediliyor. Yugoslavya döneminin heykeltraşçılarından  Ivan Meštrović tarafından inşa edilen Victor Anıtı, elinde güvercin olan ve kılıcını yere indirmiş bir insanı temsil etmektedir.

Knez Mihaliova Caddesi

Kaleden çıkıp direk olarak şehrin en popüler caddesine bağlanıyoruz. Knez Mihaliova caddesi, Belgrad halkının merkezi olarak kabul ediliyor. İstanbuldaki İstiklal Caddesi, Ankara’da Park Caddesi gibi yerlere benzetebiliriz. Trafiğe kapalı olan bu alanda kafeler, barlar, alışveriş mağazaları ve turistik eşya satan mini tezgahlar bulunmakta. Ayrıca Devlet Tiyatrosu ve Ulusal Müze burada bulunmaktadır.

[av_image src=’http://www.kenanbulbul.com/wp-content/uploads/2015/08/Knez_Mihailova.jpg’ attachment=’1751′ attachment_size=’full’ align=’center’ animation=’top-to-bottom’ styling=” hover=” link=’lightbox’ target=” caption=” font_size=” appearance=” overlay_opacity=’0.4′ overlay_color=’#000000′ overlay_text_color=’#ffffff’][/av_image]

Buradaki gezimizden sonra otelimize yerleşmeye ve yemek yemeye gidiyoruz…

2. Bölümde görüşmek üzere…

Kenan